Hayatı

İsmail Turan Hoca’nın tam adı, İsmail b. Tâhir b. Salih Turan’dır. 1924 yılında Çanakkale’nin Biga nâhiyesine bağlı Danişment köyünde dünyaya geldi. Küçük oğlunun ismine nispetle Ebû Ahmed diye künyelenmiştir. Muhafazakâr bir ailede yetişen İsmail Turan’ın babası Tahir Turan ve dedesi Salih Turan Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış büyüklerdendi. Annesi Kezban Hanım ise faziletli kadınlardandı. Hoca’nın iki kızı ve iki oğlu vardır..

Babası, onun iyi bir eğitim alması hususunda çok istekliydi. Kur’an’ı babasının ve dedesinin yanında okumuş, Osmanlıca’yı iyi bir şekilde öğrenmişti. Hafız, sağlam hafızalı, zeki biriydi; çabuk ezberler geç unuturdu. İlimle çokça iştigal ederdi. İlim ehlini, özellikle hadis ehlini sever, ilimde kendisine işaret edilirdi. Meseleleri ve onların kitaptaki yerlerini Arapça olsun veya olmasın doğru ve müthiş bir şekilde bilirdi.

İsmail Turan yüce ahlak sahibi, güler yüzlü, hoş sohbetli, mütevazı, edepli ve zeki biriydi. Büyüklere saygı gösterdiği gibi küçüklere de saygı gösterirdi. Cömert tabiatlı, eli açıktı.  Mübarek ve hoş karşılanan bir kimseydi. Türkiye için Allah’ın bereketlerinden bir bereketti. 1951 yılında evlenen İsmail Turan 1952 yılından itibaren Ankara’da ikamet etmeye başladı. Kendisi proje mühendisidir.

İlkokulu köyündeki okullardan birinde okudu, sonra Biga nahiyesine geçti. Ortaokul ve liseyi oradaki okullardan birinde tamamladı. Eğitimi sürecinde idraki, asaleti ve tahsilinin iyi olmasıyla akranları arasında ayırt edildi. Ortaokuldayken Fransızca sözlüğü ezberlemiş olması onun zihninin temizliğine, anlayışının kuvvetine ve aklının üstünlüğüne delalet etmektedir. İsmail Turan, liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde mühendislik okumaya başladı ve 1949’da büyük başarılarla okulunu tamamladı. Dil ve fen bilgisi dersleri ileri düzeyde olduğu için fakülteye direk ikinci sınıftan başladı. Üniversiteye devam ederken aynı zamanda, Osmanlı son müderrislerinden Siirtli İbrahim ve Hüsrev hocalardan hadis dersleri aldı. Üniversiteden sonra iki yıl da mastır eğitimi alarak eğitim süresi boyunca iyi derecede Arapça, Almanca ve Fransızca öğrendi. Fakülte yıllarında arkadaşlarına dini bilgiler aktarmış ve mescitte onlara namaz kıldırmıştı.

Üniversiteden mezun olduktan sonra Çanakkale’nin Biga nahiyesinde mühendis olarak çalışmaya başlayan İsmail Turan, Ankara’da havayollarında da görev yaptı. Yaptığı projelerde başarılı olması ve Arapça, İngilizce, Almanca ve Fransızca bilmesi sebebiyle 1950 yılında Hava Kuvvetleri Karargâhına Şef Mühendis olarak atanmış sonra tekrar Karayollarına geçmiştir. İsmail Turan, karayollarının proje bakımından kurucusu olduğunu ve köprülerde hala kendi projelerinin uygulandığını söylemektedir.

İsmail Turan 1957 yılında hac için kutsal topraklara yolculuk yapmıştır. Hac mevsimi o yıl haziran ayına denk geldiği için hava sıcak olduğundan hacılar zorlanırlar, İsmail Turan Hoca da elinden geldiğince onlara yardımcı olmaya çalışır.

 Hoca bir ay gibi kısa bir sürede hafız olur. Allah’ın bu lütfunu, yaptığı yardımlar vesilesiyle kendisini ödüllendirmesi olarak görür.

İsmail Turan Hoca, 1962 yılında tekrar hacca gider. Orada Suud yetkilileriyle görüşür ve hacdan sonra Medine-i Münevvere’nin imarı ile ilgili çalışmalar yapmak üzere orada kalır. Yedi yıl belediye mühendisi olarak çalışır. Bu arada ilmi, dirayeti ve doğruluğuyla çevresindekilerin takdirini kazanır. Kendisine teklif edilen rüşvetlere meyletmez ve “Bana rüşvet teklif etmeye utanmıyor musunuz?” diyerek rüşvet teklif edenleri azarlar. Bu durum Kral Faysal’a bildirilir ve Kral kendisiyle görüşerek ömür boyu kendisine Arabistan’da oturma izni verir.

İsmail Turan, Arabistan’da kaldığı yıllarda Arapçasını da iyice ilerletmiş, Arap dilinin lehçelerine de hakim olmuştur. Hoca, Vücûhu’t-te’vîl fî esrârı’t-tenzil isimli tefsirini Arapça olarak yazmıştır. Tefsir yaklaşık otuz ciltten oluşmaktadır. İsmail Turan, tefsiri Arapça yazmasının sebebi olarak Türkçe ifade etmede zorlandığını söylemektedir.

İsmail Turan, Ankara’ya döndükten sonra Sincan, Elmadağ ve Beypazarı belediyelerinde anlaşmalı olarak proje mühendisliği yapmaya devam etmiş, bu sırada gece geç saatlere kadar Ahmet b. Hanbel’in Müsned’inden dersler yapmıştır.

1974 yılında Libya’ya gidip orada da Proje mühendisliği yaptı. Libya’da 10 yıl kalan İsmail Turan Mekke ve Cidde’de olduğu gibi burada da boş vakitlerini ilimle meşgul olarak geçirmiş, özellikle yabancı dillere olan ilgisinden kaynaklı olarak bütün Afrika’yı dolaşmış, oralarda konuşulan Arapça lehçelerini öğrenmişti. Öğrendiği dillerden radyo ve televizyon haberlerini dinleyerek dünyadaki olayları da takip etti. İsmail Turan, yapmış olduğu seferlerinde ilim, davet ve o ülkedeki Müslümanların durumlarına vakıf olmayı bir araya getirmişti. Türkiye’ye döndükten sonra kendini telif ve yazı çalışmalarına verdi. Bunun neticesinde tüm teliflerini yaptı. Yazmış olduğu büyük tefsir de bunlardandır.

Hoca otuz kadar yabancı dil bilmektedir. İmam hatip veya ilahiyat fakültesi okumamış ancak ilimle bağını sürdürmüştür. İsmail Turan aynı zamanda senetleriyle birlikte yüz bin hadis-i şerifi ezbere bilmektedir. Öğrencisi Hüseyin Çelik bir keresinde kendisine hafızasının kuvvetinin sırrını sormuş, o da “Rasulullah’ın bir hadisini ezberlemedim ki kendisiyle amel etmemiş olayım. Öğrendiğim ve kendisi ile amel edebileceğim her hadis-i şerifle amel ettim. Rasullullah’ın hadisine tutunmam ve ezberlemem sebebiyle her şeyin kapısı  bana açıldı. Bana bütün ilmi kapılar Hadis-i şeriflerden açıldı. Hatta Arapçayı dahi Hadis-i şeriflerden öğrendim” diyerek cevap vermiştir.

Hadis ilmine ayrı bir önem vermekte, kendisine dini ilimlerin hadis ilmi yoluyla açıldığını söylemektedir.

İsmail Turan, hadis derslerini yaparken, derse katılanlardan birine hadisi okutur sonra hadis ve ravileri ile ilgili açıklama yapardı. Ravileri anlatırken çok iyi tanıdığı biri hakkında konuşur gibi anlatır, ravinin boyundan ve belirgin özelliklerinden bahsederdi. Okuttuğu kitaplar sırasıyla Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, Sünen-i Tirmizi, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed b. Hanbel’dir.

Tasavvufî bir kişiliğe de sahip olan Hoca’nın sufiliği, Türkiye’de insanların çoğunun bildiği tipik tarzda bir sufilik değildi. Bilakis o, sufilerin şatahatlarını ve doğru olan nebevî yönteme uymayan bazı davranışlarını tenkit ederdi. Bu tenkitin sebebi öncelikle hadis-i nebevîye olan derin ilgisinden kaynaklanmaktaydı. Bununla birlikte tasavvufun önemli şahsiyetlerine hürmet gösterir, onları kötülemez ve konumlarını küçük görmezdi. Bilakis onların hayırlılarıyla sohbet etme konusunda çok istekliydi. Hasib Efendi, Abdulaziz Bekkine ve Muhammed Zahid Kotku hazretleri bu kişilerdendi.

İsmail Turan Hoca’nın bazı acayip halleri vardı. Rasullahı (s.a.s) rüyasında çok görürdü. Rasulullah’ın sevgisine bağlı bir gönül ve sabah akşam onun hadislerini ezberlemek ve tatbik etmekle meşgul bir nefis için bu garip değildir. İsmail Turan bir kere rüyasında kendisi ile hocası Siirtli İbrahim Efendi’yi Ravza-i Şerifte gördü. Rasulullah’ın kabrinden bir pencere açıldı ve İsmail Turan, Rasulullah’ın kemiklerinden bir kemik alarak emmeye başladı. Kemikten daha önce hayatında hiç tatmadığı bir lezzet çıktı. Sonra kemikleri bir torbanın içinde sırtına aldı ve çıktı.

Hocamız, vefatına yakın yakalanmış olduğu hastalığı sebebiyle hafıza kaybı yaşamış ve 4 Eylül 2004’te Ankara’da vefat etmiştir.

KAYNAKLAR

  • Hüseyin Çelik, Ismail Turan
  • Talip Uluşan, Mühendis Hoca İsmail Turan ve Emekli Müftü Hamdi Çetinkaya
  • Talip Uluşan, Mühendis Hoca
  • Hüseyin Çelik, “İsmail Turan Ve Fatiha Tefsiri”, Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 4, 2016/1, s. 124.
  • Talip Uluşan, Mühendis Hoca