Müslüm Güllü Hatırası

Bu vesile ile İsmail Turan Hocaefendi Rh.a. ile ilgili tek anımı sizinle paylaşmak istedim. Rabbim Ona ve tüm geçmişlerimize rahmetiyle muamele etsin. İSMAİL TURAN Rh. A.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde okurken Erzurum İlahiyatta okuyan Mehmet Bıçak isimli bir arkadaşımız bizi aradı. Fakülte bitirme tezi olarak “Mehmet Zahit Kotku’yu Rh. A.” almış. İsmail Turan Rh. A. Hocanın Mehmet Zahit Kotku’nun Rh. A. arkadaşı olduğunu öğrenmiş. Onunla Mehmet Zahit Kotku Rh. A. hakkında röportaj yapmak için randevu almış. Ben ve yine Ankara İlahiyatta öğrenci olan Mahmut Bozçalı arkadaşımız olmak üzere Mehmet ile birlikte İsmail Turan Hoca efendinin Keçiören’deki evine gittik.
Öğle vakitleri idi. Bizi güzel bir şekilde karşıladı. Salona buyur etti. Ben gençliğin ve alimin karşısında bulunmanın heyecanıyla yaşanacakları takip etmeye başladım.
Evi çok huzurlu, güzel ve feyizli bir ortamdı. Tıpkı gerçek diğer İslam alimlerinde olduğu gibi.
Mehmet kardeşimiz öncelikle hazırladığı soruları İsmail Turan Rh. A. hoca efendiye sordu. O da büyük bir samimiyetle cevapladı. Orada İsmail Turan Rh. A. ile Mehmet Zahit Rh. A. Hoca efendinin arkadaş olduğunu öğrendim. İsmail Turan Rh.A. Mehmet Zahit Rh. A. hoca efendi ile yaşadığı birçok özel, sosyal, siyasi, ekonomik olayları anlattı. Mehmet arkadaşımız notlarını aldı.
Mehmet Zahit Kotku Rh. A ile bir anısı; Dedi ki: Mehmet Zahit Rh. A. Ankara’ya geldiğinde bende kalırdı. Bir gün beni aradı; “Ankara’ya geliyorum sende kalacağım” dedi. Ben de şöyle düşündüm; “Şimdi Mehmet Efendi Rh. A. doğru bana geliyor. Kimsenin haberi olmaz. Yanında birkaç kişi olsa, bir iki kişi de haber alıp gelse en fazla 9-10 kişi olur. Bir kuzu kestirip yemek yaptırayım bu onlara yeter.” Düşündüğüm gibi de yaptım. Tahmin ettiğim gibi birkaç kişiyle geldi. Bu salona aldım. Hoşbeşten sonra sofrayı kurdum. Yemeği getirdim. Bu arada kapı çaldı. Birileri “Hocamız buradaymış, gelebilir miyiz?” dediler. “Buyrun!” dedim. Onlara da yemek getirdim. Ardından sürekli kapı çalmaya başladı. Ben de içeri alıyordum. Onlara da yemek getiriyordum. Bu durum saatlerce sürdü. Sürekli içeri misafir alıyordum. Gelenlere sürekli yemek çıkarıyordum. Bir ara aklıma geldi ki “sürekli içeri insan alıyorum, acaba kaç kişi oldular?” Salondakileri saymayı uygun görmedim. “Ayakkabıları sayayım” dedim. Ayakkabıları saydım. Bize dedi ki: “Bu salona kaç kişi sığar?” şöyle baktık; “25-30 kişi, çok çok sıkışırlarsa 50 kişi dedik.” Dedi ki; “250 çift ayakkabı saydım, daha da çok vardı saymayı bıraktım. Gelen herkes yemek yiyip karınlarını doyurdular. Biz o yemeği daha sonra hem günlerce yedik hem de komşulara dağıttık.”
İsmail Turan Rh. A. Daha sonra Kur’an ve tefsirden bölümler anlattı. Hayatımın en iyi tefsir dersi idi. En çok dikkatimi çeken, Kur’an’da anlatılan kıssaların yaşandığı yerleri gidip gezip incelediğini söylemesi oldu. Bunlardan biri Hz. Salih Peygamberin a.s. yaşadığı yer. Orayı gidip gezdiğini, gezi sırasındaki izlenimleri eşliğinde Hz. Salih peygamberin a.s. kıssasını anlattı. Beni etkileyen şeylerden biri; “Hz. Salih Peygambere a.s. mucize olarak verilen devenin sütünü sağmak için o halkın kayayı oyarak bir kap yaptıklarını anlattı. Dedi ki: “Ben o kabın yanına vardım. Kabın dibine şöyle biraz taş yığdım. Yığdığım taşların üzerine basarak yanımdakilerin yardımıyla kabın kenarına çıktım. Kabın kenarının üzerinde şöyle dolaştım.”
Aklımda kalan bir anlatımı da bize farklı kıraatlara göre Fatiha suresini okudu. Ve Kıraatları anlattı. Biz bir kıraate alışmışız. Ancak kıraatları bilen biri camide kıraati bilmeyen cemaate fatihayı farklı kıraatte okusa çok büyük karışıklıklar çıkar.
Tabi biz üç genç manevi ortamın güzelliğine dalmışız ancak unuttuğumuz bir şey var, izin isteyip gitmek. Ev sahibimiz ise yaşlı bir kişi. Öğleden akşama kadar konuşturmuşuz. Genciz alimin ve ilmin huzurundayız. Maneviyatın yoğunluğunun insanı nasıl mutlu ve huzurlu ettiğini doya doya yaşıyoruz. Ev sahibimizi yorduğumuzun farkında değiliz. Nihayet akşam namazını da cemaatle kıldık. Hala izin istemek aklımıza gelmiyor. İsmail Turan Rh. A. tebessüm ederek tatlı bir üslup ile “Hadi gençler sizi tutmayayım” dedi. Biz de sonunda müsaade isteyip çıktık. Şimdi şöyle 30 yıl sonra bakıyorum da bir alimle hayatımızın en güzel saatlerini yaşamışız. Rabbim İsmail Turan Hoca efendiye rahmetiyle, lütfuyla, keremiyle muamele buyursun. Habib-i Edibine s.a.s. ve ashabına (rıdvanullahi teale ecmain) Cennet-i Firdevs’de komşu ve arkadaş etsin, sevdikleri ve sevenleriyle birlikte. Bizi de onlara katsın.

Müslüm Güllü